HİKAYEMİZ
İstanbul’la kurulan bir hikâye
Anarat, özünde taşıdığı anlamla bir başlangıcı simgeler. Lekesiz, pürüzsüz ve umut dolu bir ilk adım… Bir yolculuğa, bir şehre ya da İstanbul’a doğru güvenle atılan dingin bir eşik. 1843 yılında, üretmek ve kendini var etmek isteyen kadınlar için bir başlangıç mekânı olarak inşa edilen bu yapı; uzun yıllar boyunca bir manastır olarak varlığını sürdürmüş, sessizlik, disiplin ve içsel yolculukla şekillenmiştir.
1982 yılından itibaren ise yeni bir kimlikle İstanbul’un yaratıcı ruhuna ev sahipliği yapmaya başlamış; tiyatrolardan bağımsız sahnelere, sanatçılardan film ekiplerine uzanan geniş bir üretim alanına dönüşmüştür. Fikirlerin, seslerin ve yaratımın izleri bu duvarlarda birikmiş; Anarat, kentin görünmeyen ama belirleyici yaratım merkezlerinden biri olmuştur.
Anarat Hotel, İstanbul’un çok katmanlı tarihinden süzülen bu hafızanın bugüne uzanan bir yorumudur. Bir dönem manastır, ardından sanat ve üretim mekânı olarak yaşayan yapı; bugün konuklarını dinginlik, sessiz lüks ve zamansız bir konfor anlayışıyla karşılar. Anarat’ta konaklama, yalnızca bir odada kalmak değil; geçmişin izleriyle çevrili bir atmosferde İstanbul’un üretken ve yaratıcı ruhuna temas etmektir.
Taksim Meydanı’na yürüme mesafesindeki konumuna rağmen Anarat Hotel, kendi iç ritmini korur. Şehrin temposuna yakın ama gürültüsünden uzak bir denge sunar. Bugün Anarat, güvenli bir başlangıcın, kişisel bir yolculuğun ve İstanbul’la kurulan anlamlı bir bağın ev sahibidir.